KURBANIN HÜKMÜ
Kurban mali bir ibadet olup Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmak için kesilir. Kurban Hanefi mezhebinegöre vaciptir. Çünkü ü teala Kevser süresinin ikinci ayetinde “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” buyurmaktadır. Rasulullah (sav) efendimiz de “Kimin için mal genişliği olur da kurban kesmezse sakın bizim namazgahımıza yaklaşmasın” (Feyzül kadir c.6 s.208) buyurmuşlardır.
Hadisi şerifte beyan olunan “Bizim musallamıza yaklaşmasın” diye vaîd (korkutucu ifade) ancak vacipler için vaki olur. Kurbanın vacip olmasının sebebi vakittir. Kurbanın vacip olmasının vakti kurban bayramı sabahı imsak vaktinin girmesidir. Ancak bayram namazı kılınan yerlerde bayram namazı kılınmadan kesmek caiz olmaz. Bayram namazından önce kesilmiş olsa tekrar kesilmesi lazım gelir. Kurban kesmenin son vakti ise bayramın üçüncü günü güneş batmazdan önceki vakittir. Vücub için muteber olan vakit, vaktin ahiridir. Fakirlik, zenginlik, doğum, ölüm ve sefer hususunda vaktin sonuna itibar edilir. Mesela birinci ve ikinci gün fakir veya müsafir olup üçüncü gün zengin veya mukim olsa kurban vacip olur. Aksi olsa vacip olmaz. (Hidaye c.4 s.72 – Dürül muhtar – Reddül muhtar c.6 s.316 -318)
Şafii ve Malikilere göre kurban sünneti müekkededir. (Büyük İslam ilmihali)
Kurban bir çok esrarı ihtiva eden faziletli bir ibadettir. Kurban rızası için yapılan bir fedakarlık olup yüce Rabbimizin verdiği nimetlere şükür, dünyevi ve uhrevi bela ve musibetlere kalkandır. Nitekim Rasulullah (sav) efendimiz bir hadisi şeriflerinde “Kim gönül hoşluğu ile ’ tan sevap umarak kurbanını keserse onun için kendisini ateşten koruyan bir perde olur.” Buyurmuşlardır.
(Ettirğib Etterhib c.2 s.155)
Kurban gadabı ilahiye’ yi söndürüp rızayı ilahiye’ yi celbeder. Çok kurban kesilen memlekette harp olmaz. Kurban kesecek mali gücü olduğu halde kesmezse muhakkak o kişinin ya kendisinden veya çoluk çocuğundan veya malından mutlaka bir kan akar. Kurban bayramında umumi af tecelli eder. Kurbanda çoluk çocuk ve fukara için umumi bir menfaat vardır. (Ziya Sunguroğlu’nun notlarından)
rızası için kurban kesen kişi çok büyük ecre nail olur. Zeyd bin Erkam’ dan rivayet olunmuştur ki Eshab-ı kiram Rasulüne “Bu kurbanların mahiyeti nedir.” diye sordular. “Babanız hazreti İbrahim’ in sünnetidir.” diye cevap verdi. Yine sordular “Ya Rasulellah bize bu hususta ne vardır.” Peygamberimiz de “Her kıl karşılığında bir hasene vardır” cevabını verdi. Yine sordular “Ey ’ ın Rasulü koyunun yünü de öylemidir.” Dediler. Peygamberimiz de “Evet yünden her tel karşılığında bir sevap vardır” buyurdular. (İbni mace c.2 s.1045)
ŞER’İ KESİM
1. Hadislerde kesim zebh ve nahr kelimeleriyle geçmektedir. Buhârî şer'î kesimi müstakil bir bâbta anlatır: بَابُ النَّحْر وَالذَّبْحِ "Nahr ve Zehbh Bâbı." Yukarıdaki açıklamalar orada yer alır. Meselenin Kur'an-ı Kerîm'le tavzîh edildiğini belirtme sadedinde âyet-i kerime'ye (Bakara 67-71) atıfta bulunan Buharî, normal kesimi tarifte, İbnu Cüreyc'in:
َ ذَبْحَ وََ نَحَرَ إَّ في الْمَذْبَحِ وَالْمَنْحَرِ "Zebh ve Nahr adıyla yapılan kesimler (hayvanın boynundaki muayyen) kesim yerlerinden yapılmalıdır" sözünü kaydeder.
2. Hemen belirtelim ki Zebh ve Nahr ayrı kelime ise de, Cumhur'a göre, aynı mânada müterâdif (ayni mânâya gelen kelimeler) olarak kullanılır. Ancak, Nahr umumiyetle deve kesimini ifâde için kullanılmıştır. Bu bir hayvanın göğsü üzerinden bıçakla vurup boğaz damarlarını kesmek mânasına gelir. Zebh ve bütün hayvanların kesilmesini ifâde için kullanılır. Şu halde İbnu Cüreyc, gerek devenin ve gerekse diğer hayvanların boğazlanmasında, sünnette belirtilen kesme noktalarından bıçağın vurulması gerektiğine dikkat çekmektedir.
3. Meşru zebh, şârihlerin açıkladığına göre, hayvanın nefes borusu (hulkum) ile yemek borusunu (meri), bir de bunlar arasında yer alan vedec denen (cem'i evdâcdır. iki kan damarını kesmekten ibârettir. Bu dört şeyden üçünün kesilmesi, Ebû Hanife'ye göre "şer'î zebh"in tahakkuku için yeterlidir. Ebû Yûsuf'a göre, yemek ve nefes borusu ile o iki damardan birinin kesilmesi şarttır. İmam Muhammed, bunlardan her birinin yarısından fazlasının kesilmiş olması yeterli demiştir. "Yarıdan az olursa onda hayır yoktur" der. Aynî, Şâfiîlerin, el-Vecîz'de yemek borusu (meri) ile nefes borusunun (hulkum) kesilmesini yeterli bulduklarını, diğer ikisini şart koşmadıklarını, Ahmed İbnu Hanbel'in de böyle hükmettiğini belirtir. İmam Mâlik ve bazıları da iki damarla nefes borusunun kesilmesini şart koşmuştur.






Konu: Günaydın!
Hayırlı sabahlar ve hayırlı cuma'lar diliyorum.
Sağlıcakla kalınız!
Bağlantı »