<$BlogMetaData$>



 

 

destebaşı

Kategorilerim
 
Son Yazılarım
  • <%RecentEntryTitle%>
 
 
 
Google
Hayrettin Karaman`ın Web Sitesi  
Arkadaşlarım
 
 
 

31/10/2008

HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR

h1

Rabbim Her Daim Bizlere Hayir Versin.
 
    Allah'a Emanet...
 
 
HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR
 
         Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmaz, nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı.  İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
 
         "Bunda da bir hayır var!"
 
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:
 
         "Bunda da bir hayır var!"
 
         Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"
 
Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.       Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.         
 
         "Haklıymışsın!" dedi.
 
         "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi"
 
         "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.
 
"Bunda da bir hayır var"
 
         "Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.
 
         "Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir"
 
         "Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?"
         Ve sonrasını düşünsene?
 
 alıntı

17/7/2008

GÜL NAATI

h1

GÜL NAATI

 

Seçilmiş ayda, kutlu günde, güzel saatte...Bir övülmüş isim, saba yeli
gibi merhametli, içten ve nüvazişkâr...

Selamlar ki şeker dudaklıların vuslatı gibi içtendir, elbette onadır.
Hasretler ki âşıkların âvâzı kadar yanıktır, elbette onadır.
Övgüler ki özlem sözlerince ateşli, ve arzular ki sevgililerin saçları misali uzun,
ona, hep onadır. Duyuşlar ki kurtuluşun nuruyla nurlanmış yüzler gibi aydınlık,
ve teselliler ki lale yanakların kadifesince yumuşak, anımsamalar ki şehitlerin "
Allah! Allah!" nidası ardından atılışlarınca makbul, hep onadır, hep onadır.
O ki Gül'dür, bütün mecburiyetler onadır. Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum.

Gönüller ki Gül'e hasret!..

Az konuşmaya ve çok sükuta vurgun... Serapa belagat ve fesahat pınarı...
Hatırımıza düştün hatırına düşür bizi. Sevdik seni, sevindir bizi. Uzaktayız yakınına vardır
bizi; yandık pınarına kandır bizi. Sıcak yaz günlerinde yaş dalların titreyişi gibi yandır bizi
serin kuyulardan; koyu gecenin yıldızlarına karşı uyandır bizi derin uykulardan. Gözyaşı
değil nice demdir gözümüzden akan; belki eriyip biten ruhumuzdur damlayan!..
Geç kalmış aylara ve yıllara inat kadehinden içelim artık gül şarabını, çölde yitmiş çaylara
ve yollara inat gerçeğinden seçelim şimdi gül serabını... Gül sözleri edelim çok çok, ve
gonca sükutu az az. Gül düşleri görelim gül gecelerinde, Gül'ün aşkını derelim gül
hecelerinde. Gözü sürmeli ile ağlayanın arasına gül serpelim, güle yeminler edip.
Gönülleri yıkayalım gül suyuyla. Gönüldendir şikayet kimseden feryâdımız yoktur.

Gönlüm ki Gül'e hasret... Üçüncü halin imkansızlığında... Ve kozanın amansız yırtılışında...

Cevher Gül'e düştü, mıknatıs bana, güzellik Gül'e, sevgi bana...
Güzeller güzelleri severmiş ve sadıklar sadıkları...
Güzelliğimi arttır benim Gül'üm, ve arındır ayrık güzelliklerden sevgilerimi...
Senden yüzüne bakma lezzetini isterim ve titrerim vefadan sonra ayrılığına düşme dehşetiyle.
Genişlet sana indirilene yaslanmakta sinemi, ve sade kıl sensiz düşüncelerden gönül ayinemi.
Bir yankı ol, ses kat sesime; bir nazar kıl can ver nefesime. Düşümde ya hayalde gel, bitirdi gerçek beni;
geldir bizi her halde gel ya yanına çek beni!. Gel Efendim! Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir!..

Gönül ki Gül'e hasret...

Güzellik kendisine sıfat değil ad olan... Gül olmayınca bağçeler berbad olan...
Bakışındandır başlangıcı bütün hadiselerin; ve en büyük yangın aşkının bir kıvılcımından...
Dönüyorsa gökler bir yüzük halkasınca, ve dönmedeyse içinde ne varsa, kaşındandır
yüzüğün, inci tanesi kaşından... İyi hal de hatırlatıyor seni bize, kötü hal de;
korktuğumuzda da sevgin var içimizde, umduğumuzda da... Gözyaşlarımız
gözbebeklerimizi boğazlıyor sensiz, duru şaraplar içinde zehirler yutuyoruz...
Gökkuşaklarını toprağa gömenler de, nurunu ağızlarında söndürmek isteyenler de senden
öte sınavlarda değiller aslında. Nefis kendini içine üflemekte daim. Gülü kendi sesinde
solduranların seni beklemekle geçecektir yüzyıllar süren ömürleri. Ah bir bilseler!.. Hâb-ı
gaflette geçen ömrümü rü'yâ gördüm.

Gönüller ki Gül'e hasret...

Gönül ki kana boyandı, ve Gül'ün aşkına yandı...

İşte bu güvenilir kente and olsun ki... Tesellilerimiz kötürüm devinmelere mahkum sensiz
Efendim, bütün ayrılıklar avuntulara, ve kendini parçalamada bütün yoksulluklar; neşterli
ellerde taze yeminler kanamakta! Hayatlarımızın altına kopya kağıtları konuldu yokluğunda
ve ruhlarımız şırıngalardan serpildi beyhude çoraklıklara. Sevgine tutulunca damarlarında
cehennemlerin dolaştığı yıldızlardan yoksun kaldı göklerimiz. Sevgini unutalı ateşler serin
ve selamet olmuyor artık; İbrahimler'i havada eller tutmuyor. Eleğimsağmalara
buketlenmiş nergislerin kül kül dökülüyor toprağa. Yolunda olduklarını söyleyenler kendi
elleriyle helak meyvelerini kendileri topluyorlar yamaçlarda. Ahdine ve sevgine sadık
kalamadığımızdandır zoraki Meryem oruçlarına tutturulmaklığımız; nimetleri nankör
ellerden dilendirilmemiz. Zamanın önündeki zalim maratonlarda yalın ayak sevgileri
unutturulduk, zulme kapılandık, oyun ve oynaşa kapıldık kaldık. ! Sen bizi cevrine şâyeste
bil ihsan olarak.

Aşk, bir Gül'ün adıydı... İmdat ki seven unuttu, vefa yine sevgiliye düştü!..
Gel ey, unutma bizi!... Seni bir seven aşkına sev hepimizi!..
Kararlıyım bu gece, bütün varlığımla seni öveceğim...
Seni sevdiğim gibi...

* Havuzlar başında bizi hâlâ bekliyorsun değil mi, ya Rasûl!..

 
Hakkımda

  • SIK KULLANILANLARA EKLE
  • GİRİŞ SAYFANIZ YAPIN
  •  
    Bağlantılarım
      RSS
      • <%LinkTitle%>
      -->

    Free Blogger Templates

    eXTReMe Tracker