<$BlogMetaData$>



 

 

destebaşı

Kategorilerim
 
Son Yazılarım
  • <%RecentEntryTitle%>
 
 
 
Google
Hayrettin Karaman`ın Web Sitesi  
Arkadaşlarım
 
 
 

30/11/2007

Haşlanmış Kurbağanın Kaderi

h1

Aklımın ve yüreğimin gösterdiği istikamette gidemediğim zamanlar, hayalimde hep “haşlanmış kurbağa deneyi” canlanıyor. Sadece şahsî hayatımda değil, aile hayatımda, cemiyete ait sorumluluklarımdaki ihmalimde veya işletmelerdeki çöküş sürecini incelediğimde hep aynı deney canlanıyor hafızamda. “Haşlanmış kurbağanın kaderi”…

•••

Nedir haşlanmış kurbağa deneyi?

Bir kurbağayı alıp kaynar suyun içine koyarsanız, kendisini hemen dışarı atmaya çalışır. Fakat kurbağa oda sıcaklığındaki suyun içine korkutmadan, usulca konulduğunda, öylece kımıldamadan durur. Bu arada suyun sıcaklığı yavaş yavaş arttırıldığında, çok ilgi çekici bir şey olur. Sıcaklık yükselirken kurbağa hiçbir şey yapmaz. Tersine, halinden keyfi çok yerinde imiş gibi görünür. Sıcaklık yavaş yavaş arttıkça kurbağa daha çok sersemler, ta ki deneykabından dışarı çıkacak hali kalmayıncaya kadar. Onu dışarı fırlamaktan alıkoyacak hiçbirşey olmamasına rağmen, kurbağa orada oturup haşlanmayı beklemektedir. Niçin? Çünkü; kurbağanın hayatına yönelen tehditleri algılayan dahilî cihazı onun çevresindeki ani değişmelere programlanmıştır, yavaş, tedrici değişmelere değil.

Şahsî Hayatımızda Suyun Isınması

Kalb ve ruhumuzda yara açan her hadise, bizi kesrette boğmaya götüren her iş, başımıza gelen musibetlere hikmet gözüyle bakmamak, karşımıza çıkan her sıkıntılı durumu bizi olgunlaştıracak bir fırsat olarak görememek gibi haller, suyumuzun tedricen ısındığının göstergesi.. Suyumuzun ısınmasına göz yummak ise, manevî hayatımızın yavaş yavaş felç olmasına ve çok uzun olan ebedî hayatımızı tehdit etmesine razı olmak demek…

Ailede Suyun Isınması

Sağlam değerlere sahip bir aile anayasasının hakim olduğu ve paylaşıldığı yuva insanın dünyadaki cenneti olurken, bu değerlerden uzaklaşıldıkça ailelerin suyu ısınmaya başlıyor. Değişken ruh halleri, anlayış eksiklikleri, eleştirici yaklaşımlar, aşırı tepki veya sükûta gömülmek gibi haller derece derece suyu ısıtıyor. Bu sebeplerle, büyük ümitlerle kurulan bir çok yuva, otuzunda ölüp, altmışında gömülmeyi bekleyen fertlerin birlikteliğine dönüşüyor. Fakat problemlerden, çatışmadan kaçmak yerine, çatışmanın mevcut olduğu yerde, onu halledecek makul tavrın şartlarının da mevcut olacağının idrakiyle üretilecek çözümler suyun ısınmasına fırsat vermez.

Çözüm arayışlarını sürdürürken Einstein’ın şu önemli tespitini de hatırda bulundurmak gerek: “Karşılaştığımız önemli sorunlar, onların ortaya çıktığı zamanki düşünce seviyesiyle çözülemez.”

Sosyal Hayatımızda Suyun Isınması

İdeal sahibi bir insanı diğerlerinden farksız, yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan, aklı sarhoş, ruhu serseri, kalbi geveze yapan, suni gündemlerle insanların oyalandığı bir dünyada yaşıyoruz. İnsanın böyle bir atmosferde idealist kalabilmesi dünyanın en zor savaşını vermek demek. Sağlam değerlerini kaybeden fertlerin ağırlıkta olacağı bir toplum yapısı oluşturacak şekilde yapılan sistemli çalımalar, cemiyetin suyunu ısıtır ve felç olmaya doğru sürükler. Toplum hassasiyetini kaybeder, duyarsızlaşır. Hakim gücün lehinde olmayan her hareketi boğduğu, her türlü ahlaksızlığı himaye ve teşvik ettiği fırtınalı bir ortamda, hizmet şartları, şekli ve stratejisi üzerinde dikkatle durulmadığı takdirde o toplum haşlanmış kurbağanın kaderinden kurtulamaz.

İşletmelerde Suyun Isınması

Fortune Dergisi’nin 1970 yılında belirlediği dünyanın en büyük 500 şirketinin akıbeti başka bir araştırma grubu tarafından 1983 senesinde ele alındı. 500 büyük şirketin üçte birinin bu süre zarfında ortadan yok olduğu tespit edildi. Batan bu şirketlerde, başarısızlığa uğrayan birçok şirkette olduğu gibi, işletmenin problemli olduğu yolunda yeterince delil vardı. Fakat bazı yöneticiler bu delillerin farkında olsalar bile aldırış etmediler. Üst yönetim bir bütün olarak ortadaki tehditleri teşhis edemedi. İşletmenin suyunun ısınmasına müsaade edilmesinin yorumunu yapamadı veya bütünü ele alan çözüm alternatifleri getiremedi.

Felç olmak istemiyorsak, haşlanmış kurbağanın kaderini paylaşmak istemiyorsak, şuurumuzu ve irademizi geliştirmek, büyüğü ve bütünü görme disiplinine sahip olarak suyumuzun ısınmasına fırsat vermemek mecburiyetindeyiz.

22/11/2007

BASKASININ İŞİNE KARIŞMA

h1

 

İnsan kendini ilgilendirmeyen bir lafa veya işe karışırsa başına tıpkı maymuna dülgerden gelen belâlar gibi nice felaketler gelecektir!

Dimne:

— Nasıl, hangi belâ? deyince Kelile anlatır öyküyü:

— Anlatırlar ki maymun, bir dülgerin ağaca çıkıp [dalları] biçtiğini, bir arşınlık budamadan sonra gövdeye kama soktuğunu görür. Bu garip iş, maymunun hoşuna gider. Kenara gizlenir ve dülgeri seyreder. Adam oradan ayrılınca maymun kalkar, kendisini ilgilendirmeyen işe burnunu sokar. Tahtanın üstüne zıplayarak sırtını kamaya verir, yüzünü de tahtaya çevirir. Bu esnada kuyruğu yarığın içine girerek kamayı zorlar ve çıkarır! Böylece kuyruğu sıkışır, maymun acıdan bayılacak hale gelir. Bir süre sonra dülger geri dönüp maymunu o vaziyette

bulunca yer misin yemez misin deyip girişir hayvancağıza! Zavallının dülgerden yediği sopa, tahtadaki yarıktan çektiği acıyı ikiye katlar!

Dimne der ki:

— Söylediğine kulak verdim. Ancak şunu bilmelisin ki

krallara yaklaşan herkes ille de karnını doyurmak [bir menfaat elde etmek] için yapmaz bu işi. Hatta dostu sevindirmek, düşmanı mahvetmek için de yanaşabilir. Evet, insanlar arasında öyleleri var ki azıcık bir menfaatla bayram eder; kupkuru bir kemiği ele geçirip onunla sevinen it gibi!

Erdem ve kişilik sahibi olanlar ise azıcık bir menfaatla tatmin olmazlar. Benliklerini yüceltip rahatlatacak ve "işte biz buna layığız" dedirtecek hedeflere erişmedikçe memnun olmazlar. Önce tavşanı parçalayan ama deveyi görünce de elindekini bırakıp deveye saldıran arslan gibi! Görmüyor

musun; köpek önüne üç beş kırıntı bırakılsın diye kuyruğunu sallar ama gücü ve üstünlüğü herkesçe kabul edilen fil kendisine yem verildikçe suratı okşanmadan ve nice sevgi alâmeti gösterilmeden asla tenezzül etmez, yemez yemini! Kim ki servetle yaşar, erdemli davranır, ailesine ve kardeşlerine ikram etmeyi bilirse ömrü kısa da olsa upuzun bir hayatın sahibidir o! Oysa kendine ve yakınlarına karşı cimri davranan ve yaşam tarzı dar, sıkıcı olan var ya... İnan mezardaki bile ondan daha diridir. Sâdece karnını doyurmak için çalışan, bununla yetinen; başka bir iş yapmayan kişi ise hayvanlardan sayılır.

Kelile der ki:

— Ne demek istediğini anladım. Sen yine aklına danış ve şunu bil: Her insanın bir mevkii ve değeri vardır. Kendim o konumda tutabiliyorsa tamam; kanaatkar olması gerekir artık. Bizim konumumuz asla duruşumuzu [=tavrımızı] kötü gösterecek, küçültecek bir konum değildir.

Dimne karşılık verir:

— Mevkiler, üzerinde kavga edilen ve mertlik derecesine göre müşterek olan şeylerdir. Niceleri var ki kişiliği, mertliği sayesinde alt mevkiden üst mevkîye yükselir; niceleri de kişiliksiz davrandığı için yüksek bir mertebeden düşüverir tâ altlara... Ulu makama, iyi bir konuma tırmanmak çok zordur oysa oradan aşağı düşmek kolaydır. Ağır taşı düşün; yerden kaldırıp omuza koymak ne denli güç değil mi? Ama o taşı yere bırakmak öyle kolay ki! Öyleyse bize yakışan, bizden yukarda olan mevkilere göz dikmek ve olanca gayretimizle, arzumuzla bu mevkileri elde etmeye çalışmaktır. Biz madem bulunduğumuz konumdan kalkıp bir diğerine geçebiliyoruz;

ne diye şu mevkîmizle kanaat edelim ki?

Kelile sorar:

— O halde neye karar verdin?

Dimne cevap verir:

— Ben bu fırsattan yararlanarak kendimi arslana tanıtmak istiyorum. [Ona marifetlerimi göstermeliyim] Sanıyorum, zayıf görüşlü biridir o... Kimbilir, ona yaklaşır yanıbaşında bir makama kurulurum!

Kelile der ki:

— Arslanın endişeli olduğunu, kafasının karıştığını

nerden biliyorsun?

Dimne cevap verir:

— Gayet açık bir şekilde bunu görüyorum, fikrimle bu kanıya varıyorum! Zira kafası çalışan kişi, arkadaşının hal ve harekâtından çıkarıverir onun ruhî halini!

Kelile:

— İyi ama, ne kralın arkadaşısın, ne de krallara nasıl hizmet edileceğini bilirsin! Nasıl bu kadar ümitvar oluyorsun onun yanında bir makam elde edeceğin konusunda?

Dimne:

— Kuvvetli adam her zaman yük taşımasa bile ağırlık kaldırmaktan korkmaz. Zayıfa gelince; asıl işi hamallık olsa dahi ağır yükü kaldıramaz.

Kelile:

— Bir kral, ikram etmek isteyince asla huzurundaki

erdemlileri araştırmaz! Sadece yakınında oturanı, kendisine sokulanı tercih eder. Hükümdarın lütuf konusunda

üzüm asmasına benzediğini söylerler; asma, ağaçların en kıymetlisine değil en yakınında olanına sarılır! Sen arslana yakın değilsin, onun nezdinde mevki sahibi olmayı nasıl düşünebiliyorsun?

Dimne:

— Ne demek istediğim iyice anladım, düşündüm; doğru söylüyorsun. Lâkin şunu bilmelisin ki daha önce asaleti ve mevkii olmadan krala yaklaşan adam ile bu özelliklere evvelce sahip olup bir süre kraldan uzak kaldıktan sonra saygılı bir şekilde ona yaklaşan adam aynı değildir. Ben kendi çabamla onların derecesine varmak niyetindeyim. Derler ki: Hükümdar kapısında sürekli kalabilmek için kibri bir kenara atmalı, eziyete dayanmalı, öfkesini yenmeli, halka karşı mülayim davranmalı ve sır saklamayı bilmelidir kişi! Bu konuma gelince amacına erişmiş olur.

Kelile:

— Tut ki arslana vardın... Onun katında seni makam ve mertebe sahibi yapacak başarın nedir?

Dimne:

— Onun yanına varıp huyunu öğrenince ona nasıl itaat edileceğini, hangi konularda aykırı söz söylenmeyeceğini

belirlerim ve tam bir uyum gösteririm. O, kendine göre doğru olan bir şeyi isteyince ben derhal öne çıkar, isteğinin yerinde olduğunu, bundan asla vazgeçmemesini söyler, nice menfaat ve iyiliğin bu istekte düğümlendiğini anlatırım.

Hatta amacına erişsin diye onu teşvik eder ve o memnun oluncaya kadar devam ederim bu komplimanlara! Eğer sonunda utanç ve zarar gelecek bir şeyin peşine düşerse hemen işin kötü yanlarını nazik bir şekilde ona bildirir, işi terkettiği takdirde elde edeceği faydalan dilim döndüğünce anlatırım. İşte ben bu tavırlarım sayesinde arslan nezdinde değer kazanacağımı ve onun başkasında bulamadığı şeyleri bende bulacağını umuyorum. Çünkü iyi eğitim almış, terbi yeli ve yumuşak davranan kişi, bir doğruyu yanlış, bir yanlışı doğru göstermek isterse elbet becerebilir bunu! Duvara resim yapan usta ressamı düşün; o motifler, o manzaralar ne içeriye doğru çukurdur, ne de dışarıya doğru çıkıntılıdır, fakat seyredenin gözünde böyle [derinlikli] gözükür! Kral da benim maharetlerimi görüp düşüncelerimin tutarlılığını farkedince mutlaka bana ikramda bulunacak, beni kendine yaklaştıracaktır.

Kelile:

— Ha böyle, ha şöyle; ne dersen de kralın [arslanın] sana zarar vermesinden endişe ediyorum! Hükümdarın dostluğu her zaman riskli olmuştur. Bilginler derler ki üç şey vardır, ancak aptallar peşine düşer bu üç şeyin ve az kişi paçayı kurtarır getireceği tehlikelerden: hükümdara yâren olmak, sır tutacağı hususunda kadınlara güvenmek ve deneme amacıyla zehir içmekten bahsediyorum. Bilginlerin benzetmesine göre kral, eteklerinde güzel meyveler, sırtında yakut ve zümrütler ve nice yararlı gıdalar bulunan bir dağdır; zirvesine varmak çok zordur. Öyle bir dağ ki canavarlar, kaplanlar, kurtlar ve nice bilinmezin getirdiği korkular mesken tutmuş. Hayvanlar kralı arslan, tebâsı arasında tur orayı! Bu dağa tırmanmak zor, orada kalmak ise zorun da zoru!

Dinme:

— Sözlerin doğru! Ama tehlikelere göğüs germeyen asla erişemez arzusuna! Kendini koruma güdüsüyle korkuya kapıldığı için amaca ulaştıran yöntemi terkederse kişi, asla büyük işler başaramayacaktır! Derler ki üç kişi, ancak olağanüstü bir çaba-arzu ve korkunç tehlikelerin gölgesinde erişebilir şu üç amaca: kralla yâren olma, deniz ticaretine çıkma ve düşmanla mücadele etmeden bahsediyorum. Bilginler, erdemli ve olgun bir kişinin ancak iki yerde görünmesi gerektiğini, başka bir hal ve makamın ona yakışmayacağını söylemişlerdir: Adam dediğin ya ikrama boğulmuş bir halde hükümdar nezdinde olmalı, yahut ibadete dalmış bir halde zâhidler yanında yerini almalıdır. Güzelliği ve kıymeti iki yönden beliren fili düşün; onu ya vahşi doğada yahut hükümdar

altında görmelisin!

Kelile, konuşmaya son noktayı koydu:

— Allah yardımcın olsun, hedefini senin için hayırlı kılsın!

 
Hakkımda

  • SIK KULLANILANLARA EKLE
  • GİRİŞ SAYFANIZ YAPIN
  •  
    Bağlantılarım
      RSS
      • <%LinkTitle%>
      -->

    Free Blogger Templates

    eXTReMe Tracker