<$BlogMetaData$>


 

 

destebaşı

Kategorilerim
  • Edebiyat
  • Esma
  • Geleneksel tedavi
  • Is guvenlik
  • Islam
  • Islam Buyukleri
  • Kariyer
  • Kisisel Gelisim ve Rehberlik
  • Namaz
  • Sehir ve insan
  • Tarih ve Medeniyet
  •  
    Son Yazılarım
     
     
     
    Google
    Hayrettin Karaman`ın Web Sitesi  
    Arkadaşlarım
     
     
     

    13/5/2008

    Allah'tan istemenin esası, usulü ve âdâbı

    h1

    “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz.” (1:4)

    Fatiha’da bize kıldığımız namazların her rekatında tekrarlatılan bu tevhidi ilke, şöyle de Türkçeleştirilebilir: “Yalnız sana kulluk ederiz, zira yalnız senden yardım isteriz.” Yani biz, kulluğumuzu kime hasrediyorsak, yardımı da O’ndan isteriz.

    İnsanca var olmak, dua etmektir.

    Onun için Kur’an öyle der: “Eğer duanız olmasaydı, Rabbinizin ne işine yarardınız!”

    Bu ayete bakarak diyebiliriz ki: İnsan, dua etmek için yaratıldı. İnsanın Allah karşısındaki esas duruşu, dua halidir. Namaz anlamına gelen salât, aynı zamanda “dua” demektir. Hayatın namazla donatılması, hayatın günde beş kez duayla donatılmasıdır. Günün eklem yerlerine duanın yerleştirilmesidir.

    Dua, sadece insanın Allah karşısındaki acziyetini ifade etmez, aynı zamanda diğer mahlukat karşısındaki izzetini de ifade eder. Çünkü dua “istemek”tir. Ne isteyeceğini bilmeyen, dua edemez. İrade ve idrak sahibi olmayan ne istediğini bilemez. İstemek, meşietten pay almaktır. İstemek, şuur sahibi olmaktır. İstemek insan olmaktır. Ve dua işte bu yüzden bir ayrıcalıktır.

    Haddini bilen dua eder. Çünkü haddini bilen yetersizliğini bilir. Haddini bilen Rabbini bilir. Haddini bilen insan, kulluğunu bilir. Kulluğun en güzel ifadesi duadır. Duanın zamanı ve mekanı yoktur. Her yerde ve her zaman dua edilir. Her hal ve şartta dua edilir.

    Dua kalbin Allah’la konuşmasıdır. Dua diller üstü bir dildir. Kalbin dilidir dua eden. Kalp duaya durunca, değil sadece dil, her bir hücre ona katılır. İnsanın bütün varlığı “istemek” olur. Böyle bir duanın kendisi bizzat icabettir. Bütün hücreleri istemek kesilen birinin duasının kabul olup olmadığı merak edilmez. Çünkü böyle bir hal, kabul olmuş bir duanın ta kendisidir. Böylesine dua eden bir yüreğe sahip olmak, tüm duaların getireceği her şeyden daha üstününe sahip olmaktır. İnsan, dua ile istemeden önce, duayı istemelidir. Bunu istemek, Allah’la konuşan bir kalp istemektir.

    Ta yürekten yapılmış bir dua, insanın iç enerjisini istediği alana yoğunlaştırması demektir. İnsan bütün benliğiyle bir şeyi ister ve o alana yoğunlaşırsa, duanın yarısı tutmuş demektir. Diğer yarısı da İlahi desteğe kalmıştır.

    Dua aklın bitip aşkın başladığı bir haldir. İnsan dua ederken akıl modundan aşk moduna geçer. Geçerse, gereği gibi dua edebilir. Geçerse, dua kalbin Allah’la konuşması olur. Şah damarından yakın olan merkez, şah damarından yakın olanla temasa geçer. Orada söz biter, öz başlar. Orada tedbir biter, takdir başlar. Orada ceset biter, ruh başlar. O makam talep makamıdır. Böyle yapılmış bir dua dergah-ı ehadiyyete varır. Tıpkı Hz. İbrahim’in, İmran’ın kadını Hz. Hanne’nin, Hz. Zekeriyya’nın duası gibi. Hz. Zekeriyya, bahçıvan kılındığı Hz. Meryem’e bakıp içindeki evlat hasreti yekindi, tüm hücreleriyle “istemek” kesildi ve “Rabbim!” dedi, “Katından bana temiz bir nesil ver! Şüphesiz sen duayı işitensin!” Duayı aşk halinde etmişti. Anında kabul edildi ve kendisine bildirildi. Bu kez Hz. Zekeriyya şöyle sordu: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Şu kesin ki, ben ihtiyarlık çağımdayım, karımsa kısır!”

    Oysa, Allah’tan evlat isterken de aynı durumdaydı. Ama durumuna bakmadan isteyen kendisiydi. İsteği kabul edilince “Ama bu nasıl olabilir ki?” diye soran da kendisi. İki tavır da aynı kişiden sadır oldu, fakat aynı yerden değil. O duayı aşk modunda yaptı, soruyu akıl modunda sordu. İşte dua böyle olmalıydı.

    Allah Rasulü duayı “İbadetlerin beyni/iliği” olarak tavsif eder. Evet, dua ibadetlerin özüdür, iliğidir, beynidir. İbadetler, aslında duanın çeşitli halleridirler. Zekat ibadeti servetle dua, oruç ibadeti bedenle dua, cihad ibadeti canla dua, iyiliği emir kötülükten nehiy ibadeti lisanla dua, ilim ibadeti zihinle duadır.

    Vahyin hayatımızın her halini ve anını dua ile donatması, duanın dinin ve vahye dayalı dindarlığın merkezinde yer alması, İslam’ın inşa ettiği Allah tasavvurunun bir neticesidir. Çünkü bu Allah tasavvuru “uzak” değil, “yakın”, hatta “şah damarından daha yakın” bir Allah inancıdır. Allah tasavvurları yamuk olan Mekke müşriklerini dua ederken görmüyoruz. Aslında onları putlara taptıran hangi tasavvursa, dua etmekten uzak tutan da aynı tasavvurdu. İşte Allah’ın “yakın” olduğunu beyan eden şu ayet, bu tasavvuru yerle bir eder:

    “Eğer kullarım sana Benden soracak olurlarsa, iyi bilsinler ki Ben çok yakınım. Bana dua edenin çağrısına hemen karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana inansınlar ki, hak yoluna yöneltilsinler.” (2:186)

    Bu ayet, sadece duayı talim etmez, aynı zamanda duanın gerekçesini de ele verir. Aynı zamanda, “uzak” Allah tasavvurunun özünde kişinin kendisinden uzaklaşmasının yattığını îmâ eder. Kulun şah damarından yakın olanı fark etmesi için kendine gelmesi, özüne dönmesi, içine yönelmesi gerekir.

    Duayı ellerimizle yaparız. Çünkü her şeyi ellerimizle işleriz. Ellerimiz, Allah’ın yarattığı bir çift fiziki duadır. Onlarla işlediğimiz her şey, duamızın bir parçasıdır. Dua ederken kaldırdığımız ellerimizle, aslında “Ya Rab! Bu ellerle yaptım!” demiş oluruz. “Ya Rab! Elimden geleni yaptım, gelmeyen konusunda sana sığınıyorum!” demiş oluruz. “Ya Rab! Ellerim bana yetmedi! Tut ellerimi, bırakma beni!” demiş oluruz.

    DUA“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz.” (1:4)

    Fatiha’da bize kıldığımız namazların her rekatında tekrarlatılan bu tevhidi ilke, şöyle de Türkçeleştirilebilir: “Yalnız sana kulluk ederiz, zira yalnız senden yardım isteriz.” Yani biz, kulluğumuzu kime hasrediyorsak, yardımı da O’ndan isteriz.

    İnsanca var olmak, dua etmektir.

    Onun için Kur’an öyle der: “Eğer duanız olmasaydı, Rabbinizin ne işine yarardınız!”

    Bu ayete bakarak diyebiliriz ki: İnsan, dua etmek için yaratıldı. İnsanın Allah karşısındaki esas duruşu, dua halidir. Namaz anlamına gelen salât, aynı zamanda “dua” demektir. Hayatın namazla donatılması, hayatın günde beş kez duayla donatılmasıdır. Günün eklem yerlerine duanın yerleştirilmesidir.

    Dua, sadece insanın Allah karşısındaki acziyetini ifade etmez, aynı zamanda diğer mahlukat karşısındaki izzetini de ifade eder. Çünkü dua “istemek”tir. Ne isteyeceğini bilmeyen, dua edemez. İrade ve idrak sahibi olmayan ne istediğini bilemez. İstemek, meşietten pay almaktır. İstemek, şuur sahibi olmaktır. İstemek insan olmaktır. Ve dua işte bu yüzden bir ayrıcalıktır.

    Haddini bilen dua eder. Çünkü haddini bilen yetersizliğini bilir. Haddini bilen Rabbini bilir. Haddini bilen insan, kulluğunu bilir. Kulluğun en güzel ifadesi duadır. Duanın zamanı ve mekanı yoktur. Her yerde ve her zaman dua edilir. Her hal ve şartta dua edilir.

    Dua kalbin Allah’la konuşmasıdır. Dua diller üstü bir dildir. Kalbin dilidir dua eden. Kalp duaya durunca, değil sadece dil, her bir hücre ona katılır. İnsanın bütün varlığı “istemek” olur. Böyle bir duanın kendisi bizzat icabettir. Bütün hücreleri istemek kesilen birinin duasının kabul olup olmadığı merak edilmez. Çünkü böyle bir hal, kabul olmuş bir duanın ta kendisidir. Böylesine dua eden bir yüreğe sahip olmak, tüm duaların getireceği her şeyden daha üstününe sahip olmaktır. İnsan, dua ile istemeden önce, duayı istemelidir. Bunu istemek, Allah’la konuşan bir kalp istemektir.

    Ta yürekten yapılmış bir dua, insanın iç enerjisini istediği alana yoğunlaştırması demektir. İnsan bütün benliğiyle bir şeyi ister ve o alana yoğunlaşırsa, duanın yarısı tutmuş demektir. Diğer yarısı da İlahi desteğe kalmıştır.

    Dua aklın bitip aşkın başladığı bir haldir. İnsan dua ederken akıl modundan aşk moduna geçer. Geçerse, gereği gibi dua edebilir. Geçerse, dua kalbin Allah’la konuşması olur. Şah damarından yakın olan merkez, şah damarından yakın olanla temasa geçer. Orada söz biter, öz başlar. Orada tedbir biter, takdir başlar. Orada ceset biter, ruh başlar. O makam talep makamıdır. Böyle yapılmış bir dua dergah-ı ehadiyyete varır. Tıpkı Hz. İbrahim’in, İmran’ın kadını Hz. Hanne’nin, Hz. Zekeriyya’nın duası gibi. Hz. Zekeriyya, bahçıvan kılındığı Hz. Meryem’e bakıp içindeki evlat hasreti yekindi, tüm hücreleriyle “istemek” kesildi ve “Rabbim!” dedi, “Katından bana temiz bir nesil ver! Şüphesiz sen duayı işitensin!” Duayı aşk halinde etmişti. Anında kabul edildi ve kendisine bildirildi. Bu kez Hz. Zekeriyya şöyle sordu: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Şu kesin ki, ben ihtiyarlık çağımdayım, karımsa kısır!”

    Oysa, Allah’tan evlat isterken de aynı durumdaydı. Ama durumuna bakmadan isteyen kendisiydi. İsteği kabul edilince “Ama bu nasıl olabilir ki?” diye soran da kendisi. İki tavır da aynı kişiden sadır oldu, fakat aynı yerden değil. O duayı aşk modunda yaptı, soruyu akıl modunda sordu. İşte dua böyle olmalıydı.

    Allah Rasulü duayı “İbadetlerin beyni/iliği” olarak tavsif eder. Evet, dua ibadetlerin özüdür, iliğidir, beynidir. İbadetler, aslında duanın çeşitli halleridirler. Zekat ibadeti servetle dua, oruç ibadeti bedenle dua, cihad ibadeti canla dua, iyiliği emir kötülükten nehiy ibadeti lisanla dua, ilim ibadeti zihinle duadır.

    Vahyin hayatımızın her halini ve anını dua ile donatması, duanın dinin ve vahye dayalı dindarlığın merkezinde yer alması, İslam’ın inşa ettiği Allah tasavvurunun bir neticesidir. Çünkü bu Allah tasavvuru “uzak” değil, “yakın”, hatta “şah damarından daha yakın” bir Allah inancıdır. Allah tasavvurları yamuk olan Mekke müşriklerini dua ederken görmüyoruz. Aslında onları putlara taptıran hangi tasavvursa, dua etmekten uzak tutan da aynı tasavvurdu. İşte Allah’ın “yakın” olduğunu beyan eden şu ayet, bu tasavvuru yerle bir eder:

    “Eğer kullarım sana Benden soracak olurlarsa, iyi bilsinler ki Ben çok yakınım. Bana dua edenin çağrısına hemen karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana inansınlar ki, hak yoluna yöneltilsinler.” (2:186)

    Bu ayet, sadece duayı talim etmez, aynı zamanda duanın gerekçesini de ele verir. Aynı zamanda, “uzak” Allah tasavvurunun özünde kişinin kendisinden uzaklaşmasının yattığını îmâ eder. Kulun şah damarından yakın olanı fark etmesi için kendine gelmesi, özüne dönmesi, içine yönelmesi gerekir.

    Duayı ellerimizle yaparız. Çünkü her şeyi ellerimizle işleriz. Ellerimiz, Allah’ın yarattığı bir çift fiziki duadır. Onlarla işlediğimiz her şey, duamızın bir parçasıdır. Dua ederken kaldırdığımız ellerimizle, aslında “Ya Rab! Bu ellerle yaptım!” demiş oluruz. “Ya Rab! Elimden geleni yaptım, gelmeyen konusunda sana sığınıyorum!” demiş oluruz. “Ya Rab! Ellerim bana yetmedi! Tut ellerimi, bırakma beni!” demiş oluruz.

    DUA

    Allah’ım!

    Ey âlemlerin Rabbi!

    Ey sevgiyi sevgiyle yaratan!

    Ey seven, sevdiren ve sevindiren!

    Ey rahmetin sonsuz kaynağı!

    Ey merhametlilerin en merhametlisi!

    Ey gönüllerin mutlak hakimi!

    Ey zatını hamd ile azîz olduğum!

    Ey zatını hamdden âciz olduğum!

    Ben, layıkıyla övemem Seni!

    Sen, övdüğün gibisin kendini!

    Seni, layıkıyla ancak Sen tanırsın!

    Seni, layıkıyla ancak Sen översin!

    Hamd’im Sana mahsustur, senâ’m Sanadır!

    Umudum, korkum ve sevdam Sanadır!

    Özümü Sana çevirdim, Sana tutundum!

    Elimi Sana açtım, gönlümü Sana sundum!

    Beni kovmaz diye kapına geldim!

    Affı boldur diye affına geldim!

    Tuttum günahımdan yüzüme perde!

    Kulluk edemedim lütfuna geldim!

    Allah’ım!

    Kanadı kırık bir kuş gibiyim.

    Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.

    Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.

    Yardan da serden de geçemiyorum.

    Menzile erememe korkusu sardı benliğimi

    Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare!

    Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi!

    Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!

    Varlığım Senin varlığının şahidi!

    Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!

    Allah’ım!

    Ey Vedûd olan!

    Hem seven, hem de sevilmeyi dileyensin.

    Ey varlığı sevgi olan, ey sevginin sonsuz kaynağı!

    Biz var ettiğini severiz, Sen sevince var edersin!

    O sonsuz hazinenden bizim için de bir sevgi var et!

    O sonsuz sevgi selinin içine bizi de kat: sev bizi!

    Sen seversen sevdirirsin: sevdir bizi!

    Sevdiğini cennetinle sevindirirsin: sevindir bizi!

    Allah’ım!

    Varsın, bütün kâinat varlığının aynası.

    Birsin, bütün mevcudat birliğinin şâhidi.

    İnanmışız: her ne ki tek, o Yaratan’dır.

    Biliriz ki: her ne ki çift, o yaratılandır.

    Her şey Sana muhtaç, hiçbir şeye muhtaç değilsin Sen.

    Ehad’sin, Vahid’sin, Samed’sin Sen.

    Allah’ım!

    Maddedeki her atomun tesbih ettiği Sensin.

    Nefes alan her canlının zikrettiği Sensin.

    Akıl emanet ettiğin her varlığın aklettiği Sen,

    Duyan ve duyuran her duyunun hissettiği Sensin.

    Kadrü kıymet bilenlerin şükrettiği Sen,

    Varlığı nimet bilenlerin hamd ettiği Sensin.

    Allah’ım!

    Yalnız senden yardım diler yalnız sana sığınırız.

    Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz.

    Şeytandan sana sığınır e’ûzu billah deriz

    Her işe seninle başlar bismillah deriz.

    Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.

    Versen de alsan da elhamdülillah deriz.

    Hayran kaldığımızda maşaallah,

    Pişman olduğumuzda estağfirullah deriz.

    Sevindiğimizde Allahüekber,

    Üzüldüğümüzde innâ lillah deriz.

    Canımız sıkıldığında fe-sübhanallah,

    İlendiğimizde kâtelehumullah deriz.

    Zafer kazandığımızda nasrun minallah,

    Rızık kazandığımızda er-rizku ‘alallah deriz.

    Bir işi arzu ettiğimizde inşaallah,

    Bir işi başardığımızda biiznillah deriz

    Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,

    Söz verdiğimizde v’Allah ve billah deriz.

    Allah’ım!

    Ben kulum, Sen Allah’sın.

    Ben isteyenim, Sen verensin.

    Ben susayanım, Sen suvaransın.

    Ben muhtacım, Sen ihtiyaç giderensin.

    Ben kendine yetmeyen, Sen her şeye yetensin.

    Ben beni bilmeyen, Sen beni benden iyi bilensin.

    Ben bende olmayan, Sen şahdamarımdan yakın olansın.

    Kul kulca ister, Sen Allah’ça verensin.

    Halim arzuhalimdir, duruşum duam.

    Sensizsem neyim var, Senliysem ne gam?

    Allah’ım!

    İmanı olanın imkanı tükenmez.

    İmandan ve Kur’an’dan ayırma!

    Kur’an’dan mahrum olana ışık erişmez.

    Kitaba uyanlardan kıl, kitabına uyduranlardan kılma!

    Kur’an’ı bizden razı, bizi Kur’an’dan razı kıl!

    Hesap Günü’nde Kur’anı şahit kıl, şekvacı kılma!

    Kur’an’ı bize aç, bize Kur’an’ı aç!

    Susuz yüreklere vahyi ellerimizle saç!

    İnsanlık zaman çölünde bu suya muhtaç Ya Rabbi!

    Allah’ım!

    Sorunlarımızın elinde imanımızı kar gibi eritme!

    İmanımızın elinde sorunlarımızı kar gibi erit.

    Bizi dünyalıklarımızın altında at etme.

    Dünyalıklarımızı altımızda Burak et!

    Sahip olduklarımızın bize sahip olmasına izin verme!

    Aklımızı ak, aşkımızı ak, yüzümüzü ak eyle!

    İmtihan potasında bizi cevher et, bizi cüruf etme!

    Bize götüreceğimiz yükü yüklet!

    Götüremeyeceklerimizi yükletme!

    Kahrından lütfuna sığınırız Allah’ım!

    Celalinden cemaline sığınırız Allah’ım!

    Senden Sana sığınırız Allah’ım!

    Yalnız Sana sığınırız Allah’ım!

    Allah’ım!

    Beni Allah’la aldatanlardan etme!

    Allah’la aldatanlara aldananlardan etme!

    Şeytanın eylemlerimizi süslemesine izin verme!

    Şeytanın süslediği eylemlerimize izin verme!

    Bana Hz. Adem’in tevbesini, Hz. Nuh’un direncini ver!

    Hz. İbrahim’in imanını, Hz. İsmail’in teslimiyetini ver!

    Hz. Yakub’un dirayetini, Hz. Yusuf’un iffetini ver!

    Hz. Musa’nın celadetini, Hz. Harun’un sadakatini ver!

    Hz. Davud’un sadasını, Hz. Süleyman’ın gayretini ver!

    Hz. Eyyub’un sabrını, Hz. Lokman’ın hikmetini ver!

    Hz. Zekeriyya’nın hizmetini, Hz. Yahya’nın şehadetini ver!

    Hz. Meryem’in adanmışlığını, Hz. İsa’nın safiyetini ver!

    Ve Hz. Muhammed’in muhabbetini ver Ya Rab!

    Allah’ım!

    Bana eşyanın hakikatini göster!

    Bana hakikate itaat, batıla isyan liyakati lütfet!

    Dininin derdini derdim kıl, özel dertlerimi satın al!

    Öyle aziz dertlere müptela kıl ki, dermana bakmayayım!

    Bana, tadına doyum olmayan kerim acılar yaşat!

    İrademi inayetsiz, bilgimi hikmetsiz bırakma!

    İmanımı gayretsiz, sadakatimi mesnetsiz bırakma!

    Mizacımı fıtratsız, ahlakımı nezaketsiz bırakma!

    Hayatımı muhabbetsiz, ahiretimi cennetsiz bırakma!

    İmanımı aklımın elinde esir etme!

    Aklımı hissiyatımın elinde rezil etme!

    Hissiyatımı şehvetimin elinde zelil etme!

    Allah’ım!

    Ağlamayan gözden, sızlamayan özden,

    kızarmayan yüzden Sana sığınırım.

    Şirkten, küfürden, müşrikten,

    Cahilden, gafilden, kafirden Sana sığınırım.

    Harama dayalı servetten,

    hak edilmemiş şöhretten Sana sığınırım.

    Korkaklıktan, pısırıklıktan,

    kıskançlıktan Sana sığınırım.

    Hasetten, fesattan, kesattan, nifaktan,

    fısktan, fücurdan Sana sığınırım.

    İftiradan, ihanetten,

    cimrilikten, kincilikten Sana sığınırım.

    Allah’ım!

    Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!

    Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana!

    Bir lahza dahi bana bırakma beni!

    Sen bana yetersin, yetmem ben bana.

    Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!

    Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen.

    Gönlüme huzur, gözlerime nur, dizime derman ver!

    Sen “Ol!” deyince olur, olmaz “Ol!” demezsen.

    Canana can, cana canan, kalbe ferman ver!

    Al işte ellerim, uzattım sana!

    Ne olur, ne olur bırakma beni bana!

    Sen bana yetersin, yetmem ben bana!

    Allah’ım, ellerimi bırakma!

    Allah’ım!

    Bırakma bizi!

    Tut elimizi!

    Allah’ım!

    Ey âlemlerin Rabbi!

    Ey sevgiyi sevgiyle yaratan!

    Ey seven, sevdiren ve sevindiren!

    Ey rahmetin sonsuz kaynağı!

    Ey merhametlilerin en merhametlisi!

    Ey gönüllerin mutlak hakimi!

    Ey zatını hamd ile azîz olduğum!

    Ey zatını hamdden âciz olduğum!

    Ben, layıkıyla övemem Seni!

    Sen, övdüğün gibisin kendini!

    Seni, layıkıyla ancak Sen tanırsın!

    Seni, layıkıyla ancak Sen översin!

    Hamd’im Sana mahsustur, senâ’m Sanadır!

    Umudum, korkum ve sevdam Sanadır!

    Özümü Sana çevirdim, Sana tutundum!

    Elimi Sana açtım, gönlümü Sana sundum!

    Affı boldur diye affına geldim!

    Tuttum günahımdan yüzüme perde!

    Kulluk edemedim lütfuna geldim!

    Allah’ım!

    Kanadı kırık bir kuş gibiyim.

    Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.

    Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.

    Yardan da serden de geçemiyorum.

    Menzile erememe korkusu sardı benliğimi

    Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare!

    Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi!

    Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!

    Varlığım Senin varlığının şahidi!

    Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!

    Allah’ım!

    Ey Vedûd olan!

    Hem seven, hem de sevilmeyi dileyensin.

    Ey varlığı sevgi olan, ey sevginin sonsuz kaynağı!

    Biz var ettiğini severiz, Sen sevince var edersin!

    O sonsuz hazinenden bizim için de bir sevgi var et!

    O sonsuz sevgi selinin içine bizi de kat: sev bizi!

    Sen seversen sevdirirsin: sevdir bizi!

    Sevdiğini cennetinle sevindirirsin: sevindir bizi!

    Allah’ım!

    Varsın, bütün kâinat varlığının aynası.

    Birsin, bütün mevcudat birliğinin şâhidi.

    İnanmışız: her ne ki tek, o Yaratan’dır.

    Biliriz ki: her ne ki çift, o yaratılandır.

    Her şey Sana muhtaç, hiçbir şeye muhtaç değilsin Sen.

    Ehad’sin, Vahid’sin, Samed’sin Sen.

    Allah’ım!

    Maddedeki her atomun tesbih ettiği Sensin.

    Nefes alan her canlının zikrettiği Sensin.

    Akıl emanet ettiğin her varlığın aklettiği Sen,

    Duyan ve duyuran her duyunun hissettiği Sensin.

    Kadrü kıymet bilenlerin şükrettiği Sen,

    Varlığı nimet bilenlerin hamd ettiği Sensin.

    Allah’ım!

    Yalnız senden yardım diler yalnız sana sığınırız.

    Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz.

    Şeytandan sana sığınır e’ûzu billah deriz

    Her işe seninle başlar bismillah deriz.

    Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.

    Versen de alsan da elhamdülillah deriz.

    Hayran kaldığımızda maşaallah,

    Pişman olduğumuzda estağfirullah deriz.

    Sevindiğimizde Allahüekber,

    Üzüldüğümüzde innâ lillah deriz.

    Canımız sıkıldığında fe-sübhanallah,

    İlendiğimizde kâtelehumullah deriz.

    Zafer kazandığımızda nasrun minallah,

    Rızık kazandığımızda er-rizku ‘alallah deriz.

    Bir işi arzu ettiğimizde inşaallah,

    Bir işi başardığımızda biiznillah deriz

    Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,

    Söz verdiğimizde v’Allah ve billah deriz.

    Allah’ım!

    Ben kulum, Sen Allah’sın.

    Ben isteyenim, Sen verensin.

    Ben susayanım, Sen suvaransın.

    Ben muhtacım, Sen ihtiyaç giderensin.

    Ben kendine yetmeyen, Sen her şeye yetensin.

    Ben beni bilmeyen, Sen beni benden iyi bilensin.

    Ben bende olmayan, Sen şahdamarımdan yakın olansın.

    Kul kulca ister, Sen Allah’ça verensin.

    Halim arzuhalimdir, duruşum duam.

    Sensizsem neyim var, Senliysem ne gam?

    Allah’ım!

    İmanı olanın imkanı tükenmez.

    İmandan ve Kur’an’dan ayırma!

    Kur’an’dan mahrum olana ışık erişmez.

    Kitaba uyanlardan kıl, kitabına uyduranlardan kılma!

    Kur’an’ı bizden razı, bizi Kur’an’dan razı kıl!

    Hesap Günü’nde Kur’anı şahit kıl, şekvacı kılma!

    Kur’an’ı bize aç, bize Kur’an’ı aç!

    Susuz yüreklere vahyi ellerimizle saç!

    İnsanlık zaman çölünde bu suya muhtaç Ya Rabbi!

    Allah’ım!

    Sorunlarımızın elinde imanımızı kar gibi eritme!

    İmanımızın elinde sorunlarımızı kar gibi erit.

    Bizi dünyalıklarımızın altında at etme.

    Dünyalıklarımızı altımızda Burak et!

    Sahip olduklarımızın bize sahip olmasına izin verme!

    Aklımızı ak, aşkımızı ak, yüzümüzü ak eyle!

    İmtihan potasında bizi cevher et, bizi cüruf etme!

    Bize götüreceğimiz yükü yüklet!

    Götüremeyeceklerimizi yükletme!

    Kahrından lütfuna sığınırız Allah’ım!

    Celalinden cemaline sığınırız Allah’ım!

    Senden Sana sığınırız Allah’ım!

    Yalnız Sana sığınırız Allah’ım!

    Allah’ım!

    Beni Allah’la aldatanlardan etme!

    Allah’la aldatanlara aldananlardan etme!

    Şeytanın eylemlerimizi süslemesine izin verme!

    Şeytanın süslediği eylemlerimize izin verme!

    Bana Hz. Adem’in tevbesini, Hz. Nuh’un direncini ver!

    Hz. İbrahim’in imanını, Hz. İsmail’in teslimiyetini ver!

    Hz. Yakub’un dirayetini, Hz. Yusuf’un iffetini ver!

    Hz. Musa’nın celadetini, Hz. Harun’un sadakatini ver!

    Hz. Davud’un sadasını, Hz. Süleyman’ın gayretini ver!

    Hz. Eyyub’un sabrını, Hz. Lokman’ın hikmetini ver!

    Hz. Zekeriyya’nın hizmetini, Hz. Yahya’nın şehadetini ver!

    Hz. Meryem’in adanmışlığını, Hz. İsa’nın safiyetini ver!

    Ve Hz. Muhammed’in muhabbetini ver Ya Rab!

    Allah’ım!

    Bana eşyanın hakikatini göster!

    Bana hakikate itaat, batıla isyan liyakati lütfet!

    Dininin derdini derdim kıl, özel dertlerimi satın al!

    Öyle aziz dertlere müptela kıl ki, dermana bakmayayım!

    Bana, tadına doyum olmayan kerim acılar yaşat!

    İrademi inayetsiz, bilgimi hikmetsiz bırakma!

    İmanımı gayretsiz, sadakatimi mesnetsiz bırakma!

    Mizacımı fıtratsız, ahlakımı nezaketsiz bırakma!

    Hayatımı muhabbetsiz, ahiretimi cennetsiz bırakma!

    İmanımı aklımın elinde esir etme!

    Aklımı hissiyatımın elinde rezil etme!

    Hissiyatımı şehvetimin elinde zelil etme!

    Allah’ım!

    Ağlamayan gözden, sızlamayan özden,

    kızarmayan yüzden Sana sığınırım.

    Şirkten, küfürden, müşrikten,

    Cahilden, gafilden, kafirden Sana sığınırım.

    Harama dayalı servetten,

    hak edilmemiş şöhretten Sana sığınırım.

    Korkaklıktan, pısırıklıktan,

    kıskançlıktan Sana sığınırım.

    Hasetten, fesattan, kesattan, nifaktan,

    fısktan, fücurdan Sana sığınırım.

    İftiradan, ihanetten,

    cimrilikten, kincilikten Sana sığınırım.

    Allah’ım!

    Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!

    Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana!

    Bir lahza dahi bana bırakma beni!

    Sen bana yetersin, yetmem ben bana.

    Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!

    Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen.

    Gönlüme huzur, gözlerime nur, dizime derman ver!

    Sen “Ol!” deyince olur, olmaz “Ol!” demezsen.

    Canana can, cana canan, kalbe ferman ver!

    Al işte ellerim, uzattım sana!

    Ne olur, ne olur bırakma beni bana!

    Sen bana yetersin, yetmem ben bana!

    Allah’ım, ellerimi bırakma!

    Allah’ım!

    Bırakma bizi!

    Tut elimizi!

    Mustafa İslamoğlu

    4/5/2008

    İyilikleri asla unutmayalım

    h1

    İyilikleri asla unutmayalım

    Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü ekememektedir. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir. Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar: `Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler.` Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir. kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü “görmedim” der ve avcılar uzaklaşır. Kurdu dışarı salar Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar. Çok teşekkür ederim” der kurt, “Bana büyük bir iyilik yaptın” Önemli değil” der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar. Köylü şaşırır “Bir dakika” diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey yok.” Köylü şaşırır: “Olur mu, ben senin hayatını kurtardım.” Unuttum! “Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur” der kurt. “Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım.” Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler. Önce yaşlı bir kısrak çıkar karşılarına. “Ne vefası” der kısrak, “Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim. Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya kovdu... “ Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. “Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim” der köpek, “Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur...” Kurt köylüye döner, “İşte gördün” der. Köylü de son bir çabayla “Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye” diye cevap verir. Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir.” Gözümle görmeden inanmam Her şeyi anladım da” der tilki “Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın..?” Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: “Gözümle görmeden inanmam...” İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taş alır ve “Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık” diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner “Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın” der.

    Kurt haklı mıydı?

    Tilki de “Benim için bir zevkti” diye cevap verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür. Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter: “Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş...” Sonuç: Yapılan iyilikleri unutmamak gerekir. Bize nankörlük yapanlara biz olumsuz karşılık vermemeliyiz. İyiliklerimizi yapmalı ve karşılığını da Allah’tan beklemeliyiz. İnsanlar nankörlük yapsa bile, iyiliğimize iyilikle değil de kötülükle cevap verse bile biz iyilik yapmaktan vazgeçmemeliyiz.

    Sizin gibi bakabilmek

    Babası İspanya’nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkûmdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkûmlara verilmesi yasaktı. Bu sefer dikkat et Bu sebeple kâğıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı... Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi. Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı? Hşşşşt! Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:" Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

    Kurbağa misali olmak...

    Günlerden bir gün kurbağa yarışı düzenlenmiş!!! Hedef yüksek bir kulenin tepesiymiş... Kalabalık onları görmek ve alkışlamak için toplanmış. Yarış başlamış aslında kimse onların tepeye varacaklarına inanmıyormuş... ve şöyle konuşuyorlarmış aralarında; "Boşuna !!! nasıl olsa başaramayacaklar..." Kurbağalar yavaş yavaş cesaretlerini kaybetmeye başlamışlar. Yalnız bir tanesi bütün gücüyle tırmanmaya devam ediyormuş... ve insanlar konuşmaya devam ediyorlarmış; "Hakikaten yazık !!! Nasıl olsa tepeye varamayacaklar !..." Ve kurbağalar yenilgiyi kabullenmek zorunda kalmışlar... Bir tanesi hariç! O, bütün koşullara rağmen devam ediyormuş... Ve görmüş ki! Sonuçta, o bir tanesi hariç, hepsi yarışı terk etmişler... . o ise kulenin tepesine tek başına çıkabilmiş... Herkes şaşkınlık içinde bunu nasıl başardığını merak etmiş ! İçlerinden bir tanesi ona yaklaşıp bu yarışı nasıl tamamladığını sormuş... ve görmüş ki....... O sağırmış !!! Sonuç olarak: ...siz siz olun negatif duygular taşıma alışkanlığı olan insanları dinlemeyin... Çünkü onlar sizin yüreğinizde taşıdığınız en güzel umutları yok ederler !!!! işittiğiniz veya okuduğunuz sözlerin ne denli tesirli olduklarını bilin... ve her zaman pozitif düşünün !!! Nasıl söylediğin önemli

    Padişah, bir gece rüyasında tüm dişlerinin döküldüğünü, yemek bile yiyemez hale geldiğini görür. Sıkıntı içinde uyanır. Vezirini çağırıp sarayın rüya tabircisinin hemen huzuruna getirilmesini buyurur. Uyku sersemi tabircibaşı yanına gelince, padişah düşünü anlatıp sorar: "Tabircibaşı, bu rüya hayır mıdır, şer midir? Neye işarettir, hele bir söyle." Tabircibaşı biraz düşünür; sonra utana sıkıla: "Şerdir, Padişahım" der. "Uzun yaşayacaksınız; ama ne yazık ki, tüm yakınlarınızın gözlerinizin önünde birer birer ölüp sizi yapayalnız bıraktıklarını göreceksiniz." Bir an sessizlik olur; ardından padişah kükrer: "Tez atın şunu zindana, felaket habercisi olmak neymiş öğrensin!" Tabircibaşı, yaka paça götürülüp zindana atılır. Padişah bir . başka tabircinin bulunmasını emreder. Huzura getirilen ikinci tabirciye de rüyasını anlatıp sorar: "Hayır mıdır, şer midir?" der. İkinci tabirci İkinci tabirci de önce biraz düşünür; ama sonra yüzü aydınlanır: "Hayırdır, Padişahım!" der. "Bu rüya, tüm yakınlarınızdan daha uzun yaşayacağınızı gösterir. Daha nice seneler boyu ülkenizi yönetebileceksiniz." Padişah, ağzı kulaklarında buyurur: "Bu tabirciye iki kese altın verin!" Tabirci güler… Başından sonuna durumu izleyenler, tabirciye sorar: "Aslında sen de tabircibaşı da aynı şeyi söylediniz. Neden onu cezalandırdı da seni ödüllendirdi?" Tabirci güler: Elbette aynı şeyi söyledik; ama önemli olan, kimilerine NE söylediğin değil, NASIL söylediğindir.?

     Karga ve leyleğin dostluğu

    Birgün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında. Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir ´yabancı´yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek... ...O kadar farklıdır ki kuşlar ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. Sahip olmadıklarımız… O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, birlikte yaşarlar beklenenlerin yanında tutunamayanlar. O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin ´arıza´larını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir uçar, söner. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran...  Mesnevi´den

     
    Hakkımda

  • SIK KULLANILANLARA EKLE
  • GİRİŞ SAYFANIZ YAPIN
  •  
    Bağlantılarım
      RSS
      • <%LinkTitle%>
      -->

    Free Blogger Templates

    eXTReMe Tracker